Normalleşme Sürecinde Koronavirüs (COVID-19) Enfeksiyonu ve Bağışıklık Sistemi

Türkiye’de uygun önlemlerin yeterli ve doğru zamanlarda alınması, uygulanması ve toplumun da buna uyum sağlaması açısından başarılı bir pandemi yönetimi sürdürülmektedir. Ancak uzmanlar tarafından normalleşme sürecinde tedbirin elden bırakılmamasına yönelik uyarılar yapılmaktadır.

 

Normalleşme sürecinde koronavirüse karşı korunmak için hijyen kurallarına dikkat etmek kadar bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de oldukça önemlidir. Normalleşme sürecinden ve besin takviyelerinin bağışıklık sistemine olan olumlu etkilerinden bahsetmeden önce koronavirüsle ilgili bazı bilgileri kısaca hatırlayalım.

 

Koronavirüs ya da Corona Virüsü 

 

Koronavirüs ya da Corona virüsü adı elektron mikroskobu altında virüslerin görünümünün taca benzemesinden dolayı taç anlamına gelen Latince sözcükten türetilmiştir. İlk olarak Çin’in Hubei Eyaleti’nin başkenti Vuhan şehrinde, Aralık 2019’da karşılaşılmıştır. Daha önce tanımlanmamış olan bu yeni tip koronavirüse 2019 yılında ortaya çıktığından Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından COVID-19 adı verilmiştir. 

 

Koronavirüs Belirtileri 

 

Yüksek ateş, öksürük ve kas ağrısı (miyalji) en sık görülen belirtilerdir. Halsizlik, kırgınlık, baş ağrısı, tat ve duyu kaybı ve eklem ağrısı da belirtiler arasında yer alabilir. Hastalığın ilerlemesi ile nefes darlığı ve solunum yolu hastalıkları belirtileri ortaya çıkabilir.

 

Koronavirüsten Korunma Yolları 

- Kişisel hijyene dikkat edilmesi (özellikle, yemeklerden önce ve sonra ellerin sabunla yıkanması ve ellerle ağız, burun ve göze dokunulmaması)

- Sosyal mesafeye dikkat edilmesi

- Hapşırma ve öksürme esnasında tek kullanımlık mendillerin kullanılması

- Enfeksiyon taşıyan kişilere temas edilmemesi ve aynı ortamda bulunulmaması

- Günlük kıyafetlerin havalandırılması ve yıkanması

 

Günlük vaka artış sayılarının inişe geçmesinden sonra birçok ülke gibi, Türkiye’de de dinamik bir şekilde yürütülmesi planlanan normalleşme çalışmaları ile kısıtlayıcı tedbirler gevşetilmeye başlanmıştır. Kontrollü sosyal hayata geçişte bağışıklığımıza ve bireysel sorumluluklarımıza dikkat etmemiz büyük önem taşımaktadır. 

 

Kontrollü Sosyal Hayata Geçişte Nelere Dikkat Edilmeli?

- El hijyenine özen gösterilmesinin yanı sıra, telefon ekranları, klavyeler, kapı kolları, masa yüzeyleri, asansör düğmeleri gibi ellerin sık temas ettiği yüzeyler temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.

- Tuvaletler ve lavabolar sık sık temizlenmelidir. 

- Toplu taşıma araçları, bu araçların yüzeyleri ve içinde yer alan her türlü araç, gereç, eşya temizlenmelidir. 

- Kapalı işyerleri / ofislerde pencereler açılarak sık sık havalandırılmalıdır. İşyerlerinde çalışanlar arasında en az 1 metre mesafe olmalı ve çalışanlar maske takmalıdır.

- Yapılan iş, eldiven kullanımını gerektirmiyorsa, COVID-19’dan korunmak amacıyla eldiven kullanılmamalıdır. 

- Toplu alanlarda sosyal mesafe kuralına uygun olarak mesafenin korunması sağlanmalı ve kalabalıklaşma önlenmelidir.

- Toplantı ve eğitimler telekonferans gibi yöntemlerle yapılmalı, toplantı salonlarında yapılacaksa da sosyal mesafe kurallarına uyulmalı ve iyi havalandırılan salonlarda uzun sürmeyecek şekilde planlanmalıdır.


 

Kontrollü Sosyalleşme Sürecinde Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi

 

Bizleri hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sistemi; çeşitli hastalıklar, yetersiz beslenme, çevre şartları, uykusuzluk ve aşırı yorgunluk gibi nedenlerden dolayı zayıflayabilir. Bu durumda dışarıdan gelen tehlikelere karşı direnci düşük olan bağışıklık sistemi yenik düşebilir ve enfeksiyon tabloları ortaya çıkabilir.

 

COVID-19 normalleşme sürecinde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi önemlidir. Bu sayede, COVID-19’a karşı daha iyi korunmak mümkün olabilir. Taze meyve ve sebze tüketimini artırarak, bol su içerek ve uyku düzenine dikkat ederek bağışıklık sistemi güçlendirilebilir. Uyku esnasında bağışıklık sisteminin savunma yapmasını sağlayan hücreler yenilendiğinden, kaliteli ve yeterli uyku önemlidir. Protein, karbonhidrat ve yağ alımı açısından dengeli ve düzenli beslenme, vücut direncinin artırılmasına destek sağlayacaktır. 

 

Diğer önemli bir nokta ise; bağışıklık sistemini güçlendiren, enfeksiyonlara karşı koruyucu ve tedaviye destek olan besin takviyeleridir. Besinlerle yeterince alınamayan vitaminleri, mineralleri ve antioksidanları gıda takviyeleriyle alabilmek mümkündür.

 

Bağışıklık Sistemi ve Besin Takviyeleri

 

C Vitamini

 

C vitamini antioksidan aktiviteye sahiptir; oksidatif stres ve inflamasyonu azaltabilir. Damarların büzülme etkisini artırmayı, bağışıklık hücrelerini geliştirmeyi, endovasküler (damar içi) fonksiyonu geliştirmeyi ve epigenetik immünolojik modifikasyonları sağlar.1


C vitamini, bazı kronik ve akut hastalıklara sebep olan enflamasyonun sonucu olan oksidatif hasarı önleme potansiyeline sahiptir. Bu patolojik durumların erken önlenmesi için önemli bir araçtır.  C vitamini vücuda zararlı olan her türlü tehdide karşı etkili bir ajan olarak işlev görür.2

 

Yapılan çalışmalar, C vitamini takviyeli gruplarda önemli ölçüde daha düşük pnömoni insidansı olduğunu bildirmiştir. Bu da C vitamininin belirli koşullar altında alt solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı önleyebileceğini düşündürmektedir.3

 

- Rosa SGV et al.Clinical trials on drug repositioning for COVID-19 treatment. Rev Panam Salud Publica. 2020;44:40

- Grosso G,et al.Effects of Vitamin C on health: a review of evidence. Front Biosci. 2013;18:1017-29

- Lei Zhang, Yunhui Liu. Potential interventions for novel coronavirus in China: A systematic review. J Med Virol. 2020;92:479–490.

 

Hesperidin, Gelecek Vaat Eden Biyoflavonoid1

 

Çok sayıda epidemiyolojik çalışma, polifenol bakımından zengin gıdaların (meyve, çay, kakao vb.) birçok hastalığa karşı koruyucu bir etkisini göstermektedir. Geçmişten bugüne, 8000'den fazla farklı flavonoid tanımlanmıştır ve bu sayı sürekli artmaktadır. Flavonoidlerin farmakolojik etkileri, serbest radikalleri temizleme yeteneklerinden kaynaklanan antioksidan aktivitesi ile ilgilidir.1

 

Hesperidin, üç farklı narenciye türünün, mandalina (C.reticulata), clementine (C.clementina), tatlı portakalın (C. sinensis) yapraklarından doğal olarak oluşan bir narenciye glikoz bileşenidir. Hesperidin, portakalın kuru kabuğunun petrol eteri ile çıkarılmasıyla izole edilmiştir.2 Hesperidin antienflamatuar, antimikrobiyal ve antikarsinojenik etkiler gibi birçok hastalığın önlenmesinde potansiyel faydalarla ilişkili olabilir.2

 

Hesperidin, baicalin, andrographolide gibi flavanoidler ve ksantan gibi doğal ürünler antiviral, antibakteriyal ve antienflamatuar etki gösterebilir.3-4

 

Aynı zamanda hesperidin, C vitamini aktivitesini artıran ve hücrenin gelişimini destekleyen bir takviyedir.4
 

- Kuntic V. et al. Evaluating the bioactive effects of flavonoid hesperidin – A new literature data survey. Vojnosanit Pregl. 2014;71: 60–65

- Lahmer N. et al. Hesperidin and hesperitin preparation and purification from Citrus sinensis peels. Der Pharma Chemica. 2015;7:1-4

- Wu C. et al. Analysis of therapeutic targets for SARS-CoV-2 and discovery of potential drugs by computational methods. Acta Pharmaceutica Sinica B. 2020. Journal Pre-proof. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2211383520302999#fig6

- Dr. Dalia Sadiq Mahdi Al-Khateeb. Concentrate the hesperidin from the orange peel. https://www.researchgate.net/publication/331330075_Concentrate_the_hesperidin_from_the_orange_peel

 

D Vitamini 

 

D vitamini güneş ışığı yardımıyla vücudumuzda aktifleştirilen çok önemli bir vitamindir. Kemik bütünlüğünü korumadaki rolüne ek olarak, bağışıklık hücreleri de dahil olmak üzere birçok hücrenin doğru çalışmasını sağlar. Çok sayıda sağlıklı yetişkinin, çoğunlukla kış sezonunun sonunda, düşük D vitamini seviyesine sahip olduğu bildirilmiştir.1 Ayrıca çok fazla güneşe çıkmayan; plazalarda, kapalı ortamlarda veya geceleri çalışanlar, güneş ışığına sınırlı maruz kalan birçok kişi ve ileri yaşlı kişiler D vitamini eksikliği yaşayabilir.2 
 

- Tangpricha V.et al. Vitamin D in sufficiency among free?living healthy young adults. Am J Med.2002;112:659?662.

- Holick MF.et al. Sunlight and vitamin D for bone health and prevention of autoimmune diseases, cancers, and cardiovascular disease. Am J Clin Nutr.2004;80:1678?1688.


 

Beta Glukan

 

Beta glukan; yulaf, mantar, ekmek mayası gibi canlıların hücre duvarından elde edilen polisakkaritlerdir. Yulaf, mantar, ekmek mayası gibi organizmaların hücre duvarında yer alan beta-glukanların her biri, molekül şekillerinde farklılıklar gösterirler. Dolayısıyla, fizyolojik faydaları farklıdır.1,2

 

Ekmek mayasından elde edilen beta glukanlar, özellikle bağışıklık sistemi üzerine etki ederler. Betaglukanın sağlık üzerindeki olumlu etkileri ABD'de U.S. Food and Drug Administration (FDA) ve Avrupa'da European Food Safety Administration (EFSA) gibi gıda denetim kuruluşları tarafından onay almıştır. Bağışıklık sistemi için etkili olan beta glukan ekmek mayasından (Saccharomyces cerevisiae) elde edilir.3

 

Beta glukan, immünmodülatör etkisi ile hem doğuştan gelen hem de sonradan kazanılan bağışıklık cevabını güçlendirir ve özellikle mevsim geçişlerinde hastalıklara karşı koruma sağlar. Bununla birlikte sık enfeksiyon geçiren çocukların ve yetişkinlerin tedavilerinde tedavi süresini kısaltır ve hastalığın şiddetini azaltmaya yardımcı olur. İmmünmodülatör etkilerinin bir sonucu olarak beta glukanların mantar hastalıkları, viral hastalıklar, çeşitli bakteriyel hastalıklar ve konak direnci dahil çok geniş bir yelpazede enfeksiyon engelleyici etkileri ortaya çıkmıştır.4,5


 

- Chan, G. C. F. et al. The effects of ?-glucan on human immune and cancer cells. Journal of hematology & oncology. 2009;2(1):25.

- Jesenak, M. et al. Respiratory tract infections and the role of biologically active polysaccharides in their management and prevention. Nutrients. 2017;9(7):779.
-
Https://tr.wikipedia.org/wiki/Beta-glukan, erişim tarihi: 31.03.2020

- Vetvicka, V. et al. Placebo-driven clinical trials of yeast-derived ?-(1-3) glucan in children with chronic respiratory problems. Annals of translational medicine. 2013; 1(3).

- Murphy, E. A. et al. Immune modulating effects of ?-glucan. Current Opinion in Clinical Nutrition & Metabolic Care. 2010;13(6):656-661.




 

Propolis

 

Propolis; arıların iğne yapraklı ağaçlardan, bitkilerin tomurcuk, yaprak, gövde ve salgılarından topladığı maddeleri, başlarında bulunan salgı bezlerinden salgıladıkları enzimlerle işleyerek ürettiği, reçine benzeri üründür. Propolis, antibakteriyel özelliği sayesinde kovanın hijyenini sağlamak ve reçinemsi özelliği ile kovanın savunmasını güçlendirmek için kullanılır. 

 

Propolisin kimyasal içeriği çok karmaşıktır ve toplandığı bölgenin florasına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir.1 Kırmızı, koyu kahverengi ve yeşil olmak üzere farklı türlerde propolis bulunmaktadır.2

 

Yeşil Brezilya Propolisi’nin ana kaynağı, Brezilya’nın güney doğu bölgesinde yetişen Baccharis dracunculifolia bitkisidir ve modern analiz metotları ile tanımlanmış 300’den fazla farklı bileşik içerir. Yeşil Brezilya Propolisi özellikle “Artepillin C” adı verilen fenolik bileşen yönünden oldukça zengindir.3 

 

Özellikle son yıllarda immünmodülatör, antiviral,4-5 antimikrobiyal, antiinflamatuvar ve antioksidan gibi çeşitli biyolojik ve farmakolojik özellikleri ile propolis, araştırmacıların ilgisini çekmektedir.2

 

Propolisin immünmodülatör aktivitesi içeriğindeki flavonoidlere ve bazı fenolik asitlere, özellikle de kafeik asit fenetil esterlere ve Artepilin C'ye bağlanmaktadır. 5

 

Klinik çalışmalar Yeşil Brezilya Propolisi’nin majör bileşenlerinden olan Artepillin C'nin makrofaj fagositozunu aktive etmekten sorumlu en önemli bileşenlerinden biri olabileceğini göstermektedir.6 Artepillin C’nin, T hücrelerinin CD4/CD8 oranını artırdığı ve dolayısıyla bağışıklık sistemi üzerinde etkili bir bileşen olduğu bildirilmektedir.4

 

Propolis antikor üretimini uyararak; monosit, makrofaj ve nötrofil gibi bağışıklık sistemi hücrelerinin yayılmasını ve hareketliliğini artırarak bağışıklık sistemi düzenleyici etkisini göstermektedir.6


- Gençay Ö. et. al. Propolis ve Antimikrobiyal Aktivitesi. Türkiye 9. Gıda Kongresi; 2006

- Sforcin, J. M;  Propolis and the immune system: a review. Journal of ethnopharmacology, 2007, 113.1: 1-14.

- Niraldo Paulina et al. Anti-inflammatory effects of a bioavailable compound, Artepillin C, in Brazilian propolis European Journal of Pharmacology 2008,296–301 

- Yeşilada E., Apiterapi Arıyla Gelen Şifa, (2. Baskı) İstanbul: hayykitap.

- Bogdanov, S. Propolis: Composition, Healt, medicine: A Review. 2012.

- Wolska, K. et al. Immunomodulatory Effects of Propolis and its Components on Basic Immune Cell Functions. Indian Journal of Pharmaceutical Sciences, 2019, 81.4: 575-588


 

Sambucus Nigra (Kara Mürver)

 

Sambucus nigra, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın çoğuna özgü Adoxaceae familyasındaki çiçekli bitkilerin bir tür kompleksidir. Yaygın isimleri arasında mürver, kara mürver, Avrupalı mürver ve Avrupalı kara mürver bulunur. Özellikle güneşli yerlerde olmak üzere hem ıslak hem de kuru verimli topraklar dahil olmak üzere çeşitli koşullarda yetişir.1,2

 

Bu bitki, eski zamanlardan beri yerli halklar ve bitki uzmanları tarafından tıbbi bir bitki olarak kullanılmaktadır. Bitkinin çiçek ve meyve özleri bronşit, öksürük, üst solunum yolu enfeksiyonları ve yüksek ateş durumlarında kullanılır.3

 

Viral enfeksiyonlara bağlı üst solunum yolu semptomları için antibiyotiklerin gereksiz kullanımına bir alternatif olarak kara mürver tercih edilebilir. Soğuk algınlığı ve grip rutin enfeksiyonlarda kimyasal ilaçlara kıyasla daha güvenli bir alternatif sunmaktadır. Yapılan çalışmalarla antiviral ve antimikrobiyal etkileri gösterilmiştir. Özellikle influenza kaynaklı gribal enfeksiyonlardaki etkinliği yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. 4,5,6
 

- https://pfaf.org/user/plant.aspx?latinname=sambucus+nigra, erişim tarihi: 30.03.2020

- https://en.wikipedia.org/wiki/sambucus_nigra, erişim tarihi: 30.03.2020

- Vogl, S. et al. Ethnopharmacological in vitro studies on Austria's folk medicine—An unexplored lore in vitro anti-inflammatory activities of 71 Austrian traditional herbal drugs. Journal of Thnopharmacology. 2013;149(3):750-771.

- Tiralongo, E. et al. Elderberry supplementation reduces cold duration and symptoms in air-travellers: a randomized, double-blind placebo-controlled clinical trial. Nutrients. 2016;8(4):182.

- Randall, S. et al. Review of the Antiviral Properties of Black Elder (Sambucus nigra L.) Products. Phytotherapy Research. 2017.

- Hawkins, J. et al. Black elderberry (Sambucus nigra) supplementation effectively treats upper respiratory symptoms: A meta-analysis of randomized, controlled clinical trials. Complementary Therapies in Medicine 2019; 42:361-365.

 

Çinko

 

Çinko insan vücudunda demirden sonra en çok bulunan ikinci iz elementtir ve vücutta 300’den fazla enzimin fonksiyonu için gereklidir.1

 

Çinkonun az alımında ve eksikliğinde fiziksel olarak büyümede gerilik, cinsel organların gelişmesinde gerileme, bazı hastalıklara karşı direnç eksikliği, yaraların geç iyileşmesi, tat ve koku gibi duyusal özellik algılarında bozukluklar gibi belirtiler görülmektedir.1 Çinko eksikliğinin bakteriyel enfeksiyona yakalanma riskinin artmasına sebep olduğu belirtilmektedir.2

Çinko saç, cilt ve tırnak sağlığı için de önemlidir. Bunların yanı sıra hücre bölünmesi, DNA sentezi, hu?crelerin oksidatif stresten korunması gibi hayati mekanizmalarda da çinko katkıda bulunmaktadır.3

Çinkonun bağışıklık sisteminin normal fonksiyonlarının korunmasında, vücuttaki normal asit-baz metabolizmasına, normal karbonhidrat metabolizmasına, normal protein sentezine, yağ? asitlerinin normal metabolizmasına, normal makro besin o?g?eleri metabolizmasına katkıda bulunduğu bilinmektedir.3

Çinko hem doğal hem de edinsel bağışıklık sisteminin bağışıklık hücrelerinin korunması ve gelişimi için önemlidir. Çinko eksikliği hem doğal hem de edinsel bağışıklığın işlev bozukluğu ile sonuçlanır ve bulaşıcı hastalıklara duyarlılığı arttırır. 

Klinik çalışmalar çinko eksikliği olan çocuklara verilen çinko takviyesinin, alt solunum yolu enfeksiyonlarının neden olduğu kızamık ile ilgili morbidite ve mortaliteyi azaltabildiğini göstermektedir.4

Hücre içi çinko konsantrasyonunun arttırılmasının, ishalde etkili olması yanında, çeşitli RNA virüslerinin replikasyonunu etkili bir şekilde bozabileceği belirtilmiştir.4-5
 

- Akdenız, V. et al. İnsan Sağlığı ve Beslenme Fizyolojisi Açısından Çinkonun Önemi. Akademik Gıda, 2016, 14.3: 307-314.

- Eıjkelkamp B.A. et al. Dietary Zinc and The Control of Streptococcus pneumoniae Infection. PLoS pathogens, 2019, 15.8.

- Türk Gıda Kodeksı? Beslenme ve Sag?lık Beyanları Yo?netmelı?g?ı?, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı

- Zhang L. et. al. Potential Interventions for Novel Coronavirus in China: A systematic review. Journal of Medical Virology, 2020.

- Nguyen, Trieu et. al. 2019 Novel Coronavirus Disease (COVID-19): Paving the Road for Rapid Detection and Point-of-Care Diagnostics. Micromachines, 2020, 11.3: 306.

 

Omega 3 

 

Reaktif oksijen türlerinin seviyeleri hücre hasarını tetikleyerek oksidatif strese sebep olabilmektedir. Son bilimsel veriler C vitamini, E vitamini ve omega 3 (uzun zincirli doymamış yağ asitleri) gibi takviyelerin, hücresel DNA ile etkileşime girerek reaktif oksijen seviyelerini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. 

 

Eicosapentaenoik asit (EPA) ve Dokosaheksaenoik asit (DHA) gibi omega 3 yağ asitlerinin yeterli alımı, optimal bağışıklık fonksiyonu için gereklidir. 

 

Omega 3 yağ asitleri bağışıklık sistemini etkileyebilecek eikosanoidlerin (omega 3 ve omega 6 yağ asitlerinin aktif metabolitleri) üretimini modüle etmektedir. Aynı zamanda omega 3 yağ asitleri bağışıklık sisteminin erken yaşta gelişmesinde rol oynar.1,2 Omega 3 alımının astım ve alerjik rinit hastalarında da fayda sağladığı gözlemlenmiştir.3,4,5 Bu nedenle, omega 3 yağ asitleri vücudumuzda sentezlenmeyen ancak, hücrelerimizin yapısına katılarak biyokimyasal reaksiyonlarda rol oynayan ve böylece optimal bağışıklık sisteminin, beyin, göz, sinir, eklem, kalp ve damar sağlığının koruyucu sağlığında rol oynayan önemli moleküllerdir.

 

Omega 3 vücudumuzda sentezlenmediği için dışarıdan alınması gereklidir. Balık ve balık yağı, omega 3 yağ asitleri açısından oldukça zengin kaynaklardır. Sadece balıkta ve diğer deniz canlılarından (karides, krill, mürekkep balığı vb.) elde edilen omega 3 yağ asitlerinden EPA ve DHA bir takım metabolik faaliyetlerden geçerek hücre zarlarımızın yapısına katılarak etkilerini gösterirler.
 

- Maggini et al., Immune function and micronutrient requirements change over the life course, 2018;1531:1-27. 

- Calder et al., Early programming of the immune system and the role of nutrition: is there a role for fatty acids in early life programming of immune system, 2010;69:373-380.

- Berbert et al., Supplementation of fish oil and olive oil in patients with rheumatoid arthritis 2002; 21:131-136

- Mickleborough et al., Dietary polyunsaturated fatty acids in asthma- and exercise-induced bronchoconstriction ,2005;12:1335-1346. 

- Echeverri et al., B cell interactions in lipid immune responses: implications in atherosclerotic disease; 2017;30 :1-11. 

  Uzm. Dr. Lütfi Hocaoğlu